Light Cola diye bilinen ve sözde şeker içermeyen Coca Cola Light, erkeklerin "Light erkek!" hitabına maruz kaldıkları tepkileri üzerine üretimi durduruldu. Onun yerine "sıfır şeker!" sloganıyla Coca Cola Zero'yu piyasaya sürdüler. Light Cola'da 180 kat daha fazla şeker içeren Aspartam ve 200 kat daha tatlı olan Asesulfam K bulunurken, Coca Cola Zero'ya şekerden 600 kat daha tatlı olan Sukraloz'u da eklediler. Ölümlerden ölüm beğen gibi olmuş yani. Sıfır pancar şekeri ama bol bol kimyasal tatlandırıcı! Güya fazla kalori almayalım diye, sırf bizi düşündükleri için! Çok duygulandık tabi..
Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. Sanki tek derdimiz kaloriymiş gibi, halbuki kaloriye de ihtiyacımız var. Ama bizi kansere kadar götüren yapay kimyasalları bize dayatarak, sağlığımızla oynuyorlar. Buna da masum bir kılıf bulmuşlar: Sfır şeker!
Durum gerçekten öyle mi? Hadi kısaca bir göz atalım bakalım, orjinal şeker mi zararlı, yapay kimyasal tatlandırıcılar mı?
North Carolina State Üniversitesi’nde görevli bilim insanlarının yaptığı araştırma Journal of Toxicology and Environmental Health isimli bilimsel dergide yer aldı. Araştırmada yer alan bilim insanı Susan Schiffman “Diğer araştırmalar suklarozun bağırsak sağlığını etkilediğini ortaya çıkarmıştı biz de daha detaylı incelemek istedik. Suklarozun vücutta parçalanarak oluştuğu madde iltihaplanma, kanser ve oksidatif strese sebebiyet veriyor” dedi. Bilim insanları, yapay tatlandırıcının bağırsak duvarındaki dokulara da zarar verdiğinin altını çizdi.
Dr. Schiffman, “Bu da bir sorun çünkü dokuların zarar görmesi, bağırsak geçirgenliğini artırıyor. Dışkının doğrudan kan dolaşımına sızmasına sebebiyet verebilir” dedi
Şeker yerine kullanılan Yapay tatlandırıcılar, uzun zamandır sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle kuşkuyla karşılanıyor. 1981 yılında Sakarin, yapılan bir hayvan deneyine dayanarak kansere yol açan maddeler arasına sokuldu. Sukralozun test tüplerinde genleri mutasyona uğrattığı iddia ediliyordu. Aspartamın da multipl sklerozdan otizme kadar pek çok hastalığı tetiklemesinden korkuluyordu.
2014 yılında yapılan bir çalışmada farelere sakkarin, sukraloz ve aspartam verilmesi sonucunda, farelerde yüksek glikoz intoleransı rapor edilmiş ve bağırsakta Bacteroides cinsi bakterilerdeki aşırı artışla ilişkilendirilmiştir. Ve glikoz intoleransının da bu bakterilerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Hayvan deneylerinde bazı tatlandırıcıların bazı kanser türleriyle ilişkisini gösteren çalışmalar mevcuttur.
Bu tatlandırıcılardan hiçbiri aslında şekerin yerini tutmuyor. Sakarin dilde metalik bir tat bırakıyor, çünkü acı ve ekşi reseptörleri de tetikliyor. Aspartam ve neotam zayıf moleküllere sahip olduğu için süpermarket raflarında durduğu yerde çabucak bileşenlerine ayrılırken, pişirme sırasındaki ısıya dayanmıyor.
Yapay Tatlandırıcılara şöyle bir göz atalım:
Sukraloz; aspartam, asesülfam-K, sakarin gibi yapay tatlandırıcılardan daha fazla etkilidir.
Sukraloz(E955); şekerden klorlama yöntemi ile elde edilen sukraloz, 600 kat daha tatlıdır.
Aspartam (E951); şekerden 180 kat daha tatlıdır.
Sakkarin (E954); şekerden 300 kat daha tatlıdır.
Asesülfam-K (E950); şekerden 200 kat daha tatlıdır.
Sukraloz; gazlı içeceklere, sakızlara, kabartma karışımlarına, kahvaltı gevreklerine ve salata soslarına katılmaktadır. Sukraloz, etanolde, metanolde ve suda çözünebilir yapıya sahip olduğu için yağ ve su bazlı ürünlerde, alkollü içeceklerde kullanılmaktadır.
Aspartam; çikolata, donmuş tatlılar, meyve suları, gazlı içecekler, sakız ve unlu mamüllerde kullanılmaktadır.
Sakkarin; şekerleme, alkollü içecekler ve diş macunu gibi ürünlerde kullanılmaktadır.
Asesülfam-K ise; turşular, mısır gevrekleri, sakızlar, tatlılar, gazlı içecekler ve marmelatlar gibi ürünlerde kullanılmaktadır.
Genel olarak, yapay tatlandırıcılar insan sağlığı açısından önerilen ürünler değildir. Özellikle diyabet hastalığına zemin oluşturması açısından zararlı bulunmaktadır. Bu konu hakkında eleştirilere cevap veren Coca Cola firması yetkililerinin açıklamaları, insanın aklı ile dalga geçmekten öteye gitmiyor.
"Evrimsel açıdan bu çok anlamlı" diye konuşan Coca Cola'da görevli kimyager Grant DuBois, "Çok sayıda acı tat, zehirli olabileceği için, ayırt edilmesi zorunlu. Oysa tatlılar keyifli ve zararsız olduğu için bir arada algılanmasında bir sakınca yoktur" diyor!!

Aşırı kola tüketimi kandaki potasyum seviyesini çok düşürerek “hipokalemi” rahatsızlığına neden oluyor. Yaşlı kadınlarda osteoporoz adlı kemikteki mineral yoğunluğunun azalması hastalığını arttırıyor. Hamilelikte şeker hastalığı riskini arttırıyor. İçerdiği fosfat dolayısıyla kalp rahatsızlıklarına ve kan basıncının artmasına neden oluyor.
Kola içince kandaki şeker seviyesi ani olarak yükseldiği için bu durum şeker hastalığı gibi büyük riskler taşıyor. Şeker yoğunluğunun artması hücrelerde mitokondrilerin işlevinde de önemli değişmelere yol açıyor. Herkesin bildiği gibi mitokondrinin hücredeki görevi enerji sağlamaktır. Enerji üretimi ve solunumun yanı sıra mitokondriler yemek sonrası kan şekeri yükseldiğinde de faaliyete geçiyorlar. Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacılarının bulgularına göre mitokondriler şekerin kanda ani olarak yükselişlerinde mitokondriler hemen durumu anlayıp hücrelerde çeşitli işlevlerde rol oynuyorlar.
Ekibi şaşırtan bir başka nokta, mitokondriler sadece glikozun geldiğini anlamakla kalmıyor, vücudun işini kolaylaştıracak bazı değişikliklerde de sahne alıyor. Kan şekeri arttığında bazı proteinler üreterek hücrenin şeklini ve işlevini değiştirmesini sağlayabiliyor.

Coca Cola şirketinin yaptıkları bununla kalmıyor. New York Times’ın 9 Ağustos 2015 tarihli haberinde, Coca Cola şekerli içeceklerin obeziteye neden olmadığını savunan İngiliz bilim insanlarına 3 milyon sterlin finansal destek sağlıyor. Firma yetkilileri obeziteyi önlemek ve kilo vermek için aldığınız kalorileri düşünmek yerine egzersiz yapmayı tavsiye ediyor ancak gerçek bunun tam tersi. Bugün tamamen kanıtlanmış gerçek şudur: Eğer kilo vermek istiyorsanız egzersiz tek başına yeterli değildir. Tek bir Snickers’ı eritmek için bile 8 km koşmanız gerekiyor. Bunun yerine az yemeniz ve içmeniz kilo vermek için daha etkili bir yöntem.
Bu alanda hatırı sayılır çalışmalara imza atan ve yurt dışındaki saygın üniversitelerin bilimsel yayınlarını bizimle paylaşan Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Sukralozun zararları hakkında verdiği bilgilerden kısa bir derleme:
FDA ve gıda endüstrisi tarafından topluma emniyetli bir madde olarak sunulan sukralozun risklerine bir göz atalım.
Faydalı bağırsak mikroplarını azaltıyor: Farelerde yapılan bir deneyde kabul edilebilir günlük miktarın altındaki sukralozun bağırsaklardaki faydalı mikropların sayısını azalttığını ve dışkının pH’ sını artırdığını gösterdi.
İltihaplı bağırsak hastalıklarına sebep oluyor: Hassas bağırsak sendromu, ülseratif kolit ve Crohn gibi hastalıklarda son senelerdeki ciddi artışların sukralozun yaygın kullanımı ile ilgili olduğu ileri sürülüyor.
Migreni tetikliyor: Sukralozun migren krizlerini tetikleyebileceği iddiaları da var.
Çevreyi kirletiyor: Kimyasal yapısı bakımından bir böcek ilacı olan DDT’ ye benzeyen sukralozun klorlama, ozonlama ve ultraviyole ışınlara ve mikroplarla parçalanmaya dirençli olması bir ‘çevre kirletici’ olarak adlandırılmasını haklı kılıyor.
Sukralozun deniz kabuklularının fizyolojik ve davranışsal durumlarını etkileyebildikleri de biliniyor. Günlük hayatta hepimizin her gün kullandığı yiyecek ve içeceklerde sayısız kimyasal madde var. Bunların tümü de yeteri kadar incelenmeden kullanılmaya başlıyor ve ancak zararları anlaşılınca yasaklanıyor.
Oysa bunun tam tersi olması lâzım: Tüm kimyasalların yeterli emniyet testlerinden geçtikten ve kesinlikle güvenli oldukları ispat edildikten sonra bize sunulması gerekiyor. Endüstri “Pardon” deyip işin içinden sıyrılıyor; olan bizlere oluyor.
Ülkemizin kelli-felli doktorlarını bünyesinde barındıran Türk Tabipler Birliği de şöyle buyurmuş:
Sakarin, aspartam, asesulfam-K ve sukraloz gibi besin değeri olmayan tatlandırıcılar FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi) tarafından kullanılması uygun bulunan tatlandırıcılardır. Günlük olarak belirlenen güvenli alım sınırını aşmamak kaydıyla tüketilmelerinde bir sakınca yoktur. İnsanlarda, siklamata bağlı mesane tümörleri konusunda bir veri olmamasına karşın bir süre yasaklanmış, daha sonra da tüketimine sınırlandırılarak izin verilmiştir.
Bugün için sağlığa hiçbir zararı olmadığı bilinen aspartam, sakarin ve assulfam K gibi besin değeri olmayan tatlandırıcılar, yiyeceklerin ve içeceklerin tatlandırılmasında, yeterli ve dengeli beslenme kapsamında belirli ölçülerde kullanılmaktadır. Ancak tatlandırıcıların kullanılması çocuklar ve gebelerde sakıncalıdır. Aspartam içeren tatlandırıcılar da, fenilketonürili hastalar tarafından tüketilmemelidir. (https://www.ttb.org.tr/STED/sted0301/17.html)
Gördüğünüz gibi sevgili dostlar, bizim bilim yuvamız(!) TTB diğer tüm bilimsel araştırmalara ve yayınlara meydan okurcasına bir açıklama yapmış. Neymiş; Sağlığa hiçbir zararı olmayan Aspartam, sakarin ve assulfam K gibi yapay tatlandırıcıları tüketebilirmişiz! Canım Türkiyemin canım bilim herifleri!